Bugun...


Mustafa EROĞLU


Facebookta Paylaş









GENÇLİK-EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SORUMLULUKLARIMIZ
Tarih: 24-09-2018 01:12:00 Güncelleme: 24-09-2018 01:12:00


GENÇLİK-EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SORUMLULUKLARIMIZ

Çocuklar, anne-babaya, topluma, eğitimcilere, devlete ikrâm edilen ilâhî emânetlerdir. Önce anne-babaya ileriki yaşlarda da topluma, eğitimcilere, devlete teslîm edilen çocukların saf ve berrak kalbleri, temiz bir toprak misâli işlenmeye hazır, ham bir cevher gibidirler. Onların âlim veya câhil,  zâlim ya da halîm olmaları; diken veya gül, acı veya tatlı meyve vermeleri, üzerine atılan tohumların keyfiyetine bağlıdır

Yapılan araştırmalar çocuk eğitimi ve terbiyesinin anne rahmine düşmesi ile başladığını haber verir. Eşler bu konunun bilincinde olarak davranışlarını ona göre şekillendirmeyi ihmal etmemeliler. Yapılan araştırmalar hamilelik sürecini güzel geçiren, uyumlu ailelerin çocuklarının ruhen ve bedenen daha sağlıklı olduğunu ortaya koymaktadır.

Hamilelik sürecinde annenin durumu ve ruh hali ne kadar önemli ise babanın ruh hali, ailesine karşı davranışları ve tutumu da bir o kadar önemlidir. Bu sebeple anne adayına karşı bu dönemde beylerin daha iyimser, daha hoşgörülü ve ilgili olmaları gerekmektedir.

İslâm hukukunda çocukların doğum öncesinden itibaren korunup gözetilmesi, doğumdan itibaren de aklî ve bedenî yönden gelişmesine paralel olarak gerekli eğitimin verilmesi, temel bilgilerinin verilip belli bir mesleğe yöneltilmesi, neticede kendisine ve topluma faydalı bir insan olarak yetiştirilmesi ilk planda anne-babaya, bunların yakınlarına, daha sonra da devletin yetkili organlarına ve nihâî planda ise topluma düşen önemli dinî, ahlâkî ve hukûkî görevdir. 

Aile, sevgi üzerine kurulur. Sevgi olmadan, mutluluk olamaz.  Peygamber Efendimiz, eşleri ile her zaman uyumlu olmuş, onların düşüncelerine önem vermiştir. Sık sık, hanımlara ve çocuklara nazik davranmak gerektiğini söylemiştir.

Yapılan bilimsel araştırmalara göre, çocukluk yıllarında kazanılan davranışların büyük bir kısmının ilk çocukluk yıllarında atılabileceğini göstermiştir.

Çocuğa sevgi, genellikle onu okşamak, öpmek ve istediğini yerine getirmek suretiyle gösterilmektedir.

Peygamber Efendimiz, gerek kendi çocuk ve torunlarını, gerekse diğer çocukları kucağına alır, onları öper, okşar ve onlara sevgi gösterirdi. Buhârî, Edeb, 17; Müslim, Fedâil, 80. Sütannesinin yanında kalan oğlu İbrahim’i zaman zaman ziyaret eder, yanında sahabîleri olduğu halde onu kucağına alır, bağrına basar ve öperdi. Müslim, Fedâil, 62, 63.

“ Çocuklarınızı çok öpün, zira her öpücük için size cennette bir derece verilir ki iki derece arasında beş yüz yıllık mesafe vardır. Melekler öpücüklerinizi sayarlar ve sizin için yazarlar”, müjdesini verir. Tabersî, Mekârimü’l-Ahlâk, s. 285.

Ergen yaştaki çocuklara fikirlerinin sorulması, konuştuğu zaman dinlenmesi, sözlerine değer verilmesi, onlara hitap edilirken bir yetişkin gibi önem verilmesi ve bu önemin ona hissettirilmesi, gence sevgi ve saygı göstermek anlamına gelmektedir. Gence gösterilen bu ilgi, onun yetişkinlere güven duymasına, ailesiyle beraber yaşarken şahsiyet kazanmasına yardımcı olmaktadır.

Çocukta oluşturulmak istenen Allah tasavvuru; korkutma ve kınama, eleştirme merkezli değil, sevgi merkezli olmalıdır.

Çocukların en çok sevmeleri gereken Allah olmalı iken; söz geçiremediğimiz zamanlarda çocuklarımızı Allah ile, O’nun yakması, taş etmesi, sevmemesi ile korkutmak, bu şekilde olumsuz davranışları değiştireceğimizi zannetmek, çocuğa güvenmesi gerekli en önemli merciyi kaybetmesine sebep olmak demektir. Bu durum, çocuklarda kaygının artması ve psikolojik olumsuzlukların ortaya çıkmasına sebebiyet vermek demektir ki, çok ciddî bir vebaldir. Ebeveynlerin sık yaptığı hatalardan biri Allah’ı kullanarak çocuğu korkutmaktır.

 “ Böyle yaparsan Allah yakar, taş yapar, bak sözümü dinlemedin Allah da sana ceza verdi, Allah seni cennetine koymayacak, cehennemde yakacak…” şeklindeki cümleler çocuğu Allah’a yaklaştırmayıp, bilakis Allah’a karşı olumsuz düşüncelere sürükler. Çocuğa Allah sevgisini vermek istiyorsak öncelikle Allah’ı; bütün varlıkları yaratan, insanları, özellikle çocukları çok seven, koruyan, sayılamayacak güzel nimetler veren, yapılan her iyiliğin karşılığını fazlasıyla veren, suçlarımızı hemen cezalandırmayıp farkına varıp tövbe ettiğimizde affedici olan, bizim için birçok nimetler yaratan, dualarımızı kabul eden… taraflarını vurgulamalıyız. Kutsal mekânların sevdirilmesinde de aynı yöntemi izlemeliyiz.  

Çocuğa kızmak, namaz kılan kişinin yanından uzaklaştırmak, önünden geçti diye azarlamak, ne yazık ki namaza karşı çocukta olumsuz duygular oluşturabilir. Anne babanın ibadetlerini yaparken güler yüzlü ve mutlu olmaları, oruçla ilgili memnuniyetlerini hissettirmeleri çocuk için güzel örnekler oluşturur.

Oruç tutarken sürekli açlık ve susuzluktan şikâyetçi olmak, orucun sıkıntılı ve eziyetli bir ibadet olduğu duygusunu verir. Çocuk Rabbinin neden böyle bir ibadeti emrettiğini anlamakta zorlanır, olumsuz duygular yerleşir. İhtiyaç sahibi birine yardım etme yerine “Bizimle mi kazandın, git çalış…” gibi çocuğun yanında olumuz cümleler konuşmak onun ileriki yaşlarda yardım etme duygusunun gelişmesini engelleyecektir. Birine yardım ederken edeceğimiz yardımı çocuğu vererek yapmak daha güzel bir davranış olacaktır.

Sevgi kaynaklı disiplin, çocuk ve gencin neyi yapmayacağını öğrettiği gibi neyi yapacağını da öğretmektedir. Böylece çocuk ve gençte iç denetim gelişmekte ve neticede onlar, anne babanın değerlerini benimsemektedirler.

Güce dayalı cezalar ise çocuk ve gençte daha çok korkuya dayalı bir ahlâk geliştirir. Bu tür ceza gören çocuk ve gençte, anne babaya karşı memnuniyetsizlik artar ve onları taklit etme eğilimi azalır. Sevgi kaynaklı disiplin yönteminin etkin olabilmesi için ise anne baba ile genç arasında kuvvetli bir duygusal bağ olması gerekir. Aile içi ilişkilerin soğuk olduğu durumlarda bu tür disiplin tekniği önemini kaybeder.

Hz. Peygamber’in çocuklarda istenmeyen davranışları değiştirme konusundaki tutumu ve davranışları da bize örnek teşkil etmektedir. Hz. Peygamber, çocukların suç işlemesinden sonra hiçbir zaman onları dövmemiş, azarlamamış (Müslim, Edeb, 79.)  onları ikna ederek vazgeçirmeye çalışmıştır.

Henüz bir çocuk iken hurma ağaçlarını taşladığı için huzuruna getirilen Rafi b. Amr el Gıfarî’ye, hurmaları niçin taşladığını sormuş, “yemek için” cevabını alınca, “yavrum (bir daha acıkırsan) hurmaları taşlama, altına düşenlerden ye!” tavsiyesinde bulunmuş, sonra da başını okşayıp; “Allah’ım, onun karnını doyur”, diye dua etmiştir. (İbn Mâce, Ticarât, 67; Ebû Davud, Cihad, 85.) Görüldüğü gibi Hz. Peygamber, hatalı bir davranış tespit ettikten sonra çocuğu hemen cezalandırmamış, işlenen yanlışın sebebini sormuş, başını okşayarak çocuğa rahat konuşacak bir ortam hazırlamış, ona yol göstermiş arkasından da dua etmiştir.

İlk eğitimin ailede verildiği ve ilk öğretmenlerin de anne-baba olduğu bilinmelidir. Anne ve babanın çocuğa karşı sorumlulukları vardır. Yerine getirilmesi gereken en önemli sorumluluk, çocukların dinî ve ahlâkî terbiyesidir. Bunun anne ve babaya hem bir hak hem bir sorumluluk olarak yükletilmiş olması, İslâm’da çocuk terbiyesine verilen önemin göstergesidir.

Çocuklar, temiz ve beyaz bir levhayı andıran ruhlarına güzel şeylerin, iyi ahlakın ve dini hakikatlerin telkinine muhtaçtır. Onların kötülüklerden uzak, iyiliklere meyilli yetiştirilmeleri, bu dini terbiyeyi daha küçük yaştan itibaren ruhlarına sindirmekle mümkündür. Adalet, doğruluk, cömertlik, sözünde durmak, alçak gönüllülük, başkalarıyla iyi geçinme, paylaşma, sabır, şükür, edep… gibi güzel davranışlar çocuğa sevdirilmeli; zulüm, yalan söylemek, dedi-kodu yapmak, alay etmek, kibir, iftira, çekememezlik… gibi kötü davranışlardan uzak tutulmalıdır.

“Çocuk, anne babasının yanında bir emanettir. Temiz kalbi de her çeşit nakış ve suretten hali, saf, kıymetli bir cevherdir. O her nakşa kabil olduğu gibi meylettirilen her şeyi almaya da kabildir. Eğer o, hayra alıştırılır, hayır öğretilirse hayır üzere büyür, dünya ve ahirette mesut olur.” William A. Ward gerçek öğretmeni şöyle tarif ediyor:

“Sıradan öğretmen anlatır geçer, iyi öğretmen açıklar, yetenekli öğretmen uygular ve gösterir, gerçek öğretmen ise ilham kaynağı olur.” M. Akif Çakırer, Bolvadin Nasıl Zenginleşir, s. 121.

Çocuğun doğumundan sonra belli dönemlerde, anne ve baba tarafından bazı terbiye telkinlerine tabi tutulması gerekir.

Anne-baba başta olmak üzere diğer büyükler sadece sözle değil, yaşayışlarıyla da İslam’ın güzelliklerini sergileyerek çocuklara güzel örnek olmalıdırlar. Söylenenler ve yapılanlar birbiriyle uyumlu olmalıdır. Bu hususta ilk öğretmen olan anne ve babalar, çocukların başta 0-6 yaş dönemi olmak üzere her dönemde onların göz, kulak ve kalplerine yönelik olumlu uyarılar almalarını sağlamalıdırlar.

Çocuk için, öğretilen bilgilerin fiili olarak yaşanmasının büyük önem taşıdığı hiç unutulmamalıdır. Çünkü hal dili, beden dili dediğimiz yaşayarak gösterme, sözle verilen derslerden çok daha etkilidir. Sözle anlatılanların hayata geçirilmesi, eğitimden beklenen sonuçların alınmasını kuvvetlendirir.

İnsan yaşadığını aktarabilir ve ancak gerçekten yaşayan birinden daha kolay öğrenir. Özellikle küçük yaşlarda çocuklar, nasihatle ve sözel bilgiyle öğrenmezler. Gördüklerini kopya ederler. Anne babanın evde namaz kılması, dua etmesi, Kur’an okumasını gören bir çocuğun zihninde olumlu izler kalacaktır. O da anne babasını taklit edecek, namaz kılarken yanına sokulacak, benzeri hareketleri yapmaya çalışacaktır. Bu süreçte Peygamberimiz gibi sabırlı ve güler yüzlü olmak bize ve yaptığımız ibadete dair duygularını pekiştirecektir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) namaz kılarken torunlarının sırtında oynamalarına bile ses çıkarmazdı. Amaç çocukları camilere girmekten ya da ibadetten korkutmak değil, teşvik etmek olmalı. Hatta bunun için cami avlularında çocuklar için uyun alanları açılıp buralarda çocukların oyun oynamaları sağlanıp, zaman zaman sosyal etkinlikler dahi düzenlenmelidir.

Psikolojide, kişilik oluşumunda ilk altı yılın önemi çok büyüktür. Bu yıllarda kazanılan tutum ve davranışlar, şahit olunan olaylar ve duygular ileriki yıllara oranla daha kalıcı olmaktadır. Bu yaşlarda çocuk, çevresinde olup bitenleri izler ve kaydeder.

Yıllar içerisinde karşısına çıkan olaylara verdiği tepkilerde bu ilk kayıtların izleri vardır. Bu sebeple özellikle okul öncesinde çocuğun ev ortamında gördüğü şeyler daha kalıcı duygular bırakmaktadır.

Bir gün Resûlullah (sav), sahâbeden Abdullah b. Amr’ın (r. a) evinde misafir iken, annesi oğlunu çağırarak kendisine bir şey vereceğini söyledi. Peygamberimiz (sav) bunun üzerine oğluna ne vereceğini sordu. Annesi de hurma vereceğini ifade etti. Resûlullah Efendimiz; “Eğer aldatıp da bir şey vermeseydin, sana bir yalan günahı yazılacaktı” buyurmuştur. Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 447.

“ Çocuklara erken yaşta din hakkında bilgi verilmez ” gerekçesiyle din öğretiminin ileriki yaşlara tehir edilmesi doğru değildir. Din öğretimi ve eğitimi öğrencilerin kavrayışını göz önünde bulundurarak, yıllara göre programlanmalıdır. Böylece öğrenciler, her geçen yıl dinin bütünü hakkında biraz daha doğru bilgi sahibi olacaklardır.

Din olgusunun, iman, ibadet ve ahlâk esaslarına ait malzemesi belli gelişim basamağında işlendiğinde, çocuklar için daha etkili olur.

Özellikle babanın, çocuğun mânevî eğitiminde etkisi ve sorumluluğu büyüktür. Baba çocuğun hayatında ilk otoritedir. Babanın yaklaşımı, desteği, sevgisi ve teşviki çocuğun ilk otoriteyle sağlıklı bir ilişki kurmasını sağlar. Sonrasında Rabbiyle ilişkisinde onun emirlerine uymak konusunda zorlanmaz, ibadetleri konusunda daha istekli davranır.

Çocuğun en temel öğrenim aracı oyundur. Özellikle okul öncesi yaştaki çocuklara oyunla öğretmek kalıcı bir yoldur. Saatlerce anlatılsa bile tesiri yoktur. Çünkü üç cümleden sonra çocuk alıcılarını kapatır ve sağlıklı bir şekilde dinlemez. Zamanla bağışıklık kazanır, anne baba söylenir ve çocuk için bu söylenmeler bir alışkanlık hâlini alabilir. Bu konuda örneğimiz Peygamberimiz (s.a.v.) olmalıdır. Peygamber Efendimiz çocukları oynamaya, eğlenmeye teşvik etmesinin yanı sıra kendisi de bizzat çocuklarla oynamış, torunlarını omuzlarına ve sırtına bindirerek oyunun çocuk için anlamını davranışlarıyla göstermiştir.

Hz. Peygamber'in, Medine'de küçük yaşta bir çocuk olan Mahmud İbnü'r-Rebi'ye yaptığı bir şakaya da işaret edilmektedir. Buna göre bir gün Hz. Peygamber ağzına su alarak, bu suyu ağzından Mahmud'un yüzüne püskürtür. Buhari, ilim, 18)Buna çok sevinen Mahmud, hayatı boyunca Hz. Peygamber'in bu hareketini, değerli bir hatıra olarak nakletmiştir.

Özellikle çocuğun toprakla ve toprak üstünde rahatça oyun oynamasını teşvik eden Hz. Peygamber (sav),   

"Toprak çocukların ilkbaharıdır" Münavi, Feyzü’l Kadir, 3/281.buyurmaktadır. Ayrıca Hz. Hasan'ın yedi ve Hz. Hüseyin'in altı yaşlarında iken Hz. Peygamber (sav)'in huzurunda ok atma müsabakası yaptıklarını, Tehzibül-Tehzib, s. 345.başka bir seferinde güreştiklerini, İbn Hacer, el-Metalibu'l-Aliye, IV, 72.yine Hz. Peygamber (sav)'in yüzmeyi teşvik ettiğini, çocuklara biniciliğin de öğretilmesini ve yapılan müsabakalara götürülmelerini tavsiye ettiğini Nesâî, Kitabu'l Hayl 13, 14.hadislerde görmekteyiz. Bütün bunlardan, sünnette çocukların oyunla iç içe olmaları gerektiğini, bedeni gelişimleri yanında, sosyal, duygusal, zihinsel vb. gelişimlerine katkı sağlamasının mümkün olabileceğini anlamaktayız.

Bu oyunlar, hem çocuğun hoş vakit geçirip kendi kâbiliyetini geliştirebileceği nitelik taşımakta, hem de çocuğa ilerideki hayatında faydası olacak bilgiler öğrenmesine yardımcı olacak tarzdadır. Çocuğun toprakta serbestçe oynamasının teşvik edilmesini, hoş zaman geçirip kâbiliyetini geliştirmesine örnek olarak gösterebileceğimiz gibi, yüzme, atıcılık, koşma, binicilik vb. oyunların teşvik edilmesini de ilerideki yaşlarında kendisine gerekli güven ve bilgileri kazanmasına vesile olacak oyunlara örnek olarak gösterebiliriz.

Ekonomik imkânı müsait olan kimselerin sadece maddî kazanç yolunu düşünmeden millî örf ve âdetlerimize göre eğitim veren, anne-babasını, inanları hatta tüm canlıları seven, devletine bağlı, hakkaniyet ölçüleri içinde halka hizmet idealinde olan kreşler ve anaokulları açmada çaba sarfetmelidirler. Kreş ve anaokullarında çocuklara verilecek dersler, oyunlar, aralarındaki arkadaşlık ilişkileri, paylaşma, konuşma adabı vb. çok önemlidir.

Müfredat çalışmalarının ve ders kitabı hazırlama kriterlerinin gençlerimize İslam’ın ahlâk ve kültürünü, millî ve mânevî değerlerimizi kazandıracak ölçülerde düzenlenmesi gerekir.  Çırağın ustasına, öğrencinin öğretmenine, küçüklerin büyüğüne, anne ve babasına saygı duyan bir gençlik; ustası çırağını, öğretmen öğrencisini, anne ve babası çocuğunu seven bir toplum.

Günümüzde bir ucu dışa dayalı olan görüntülü yayınlarla çocukların zihinlerini olumsuz yönde etkileyecek programlar, özellikle çocukların ve gençlerin elinden düşmeyen bilgisayar oyunlarındaki ahlâk ve edep dışı meyiller, şiddet içeren oyunlar, farklı iki cinsin karşılıklı edep dışı davranışları çocuk yaştan itibaren hücrelerimize işlenir hale getirilmeye çalışılmaktadır.

Gençlik bir toplum için en büyük güçtür. Bu gücün doğru insanların elinde nasıl iyiye, güzele, doğruya, ıslaha dönüştüğünü saadet asrında görüyoruz.

Bir gün Peygamberimiz devesine binmiş, beni de terkisine almıştı. Bana şöyle buyurdu:

“-Delikanlı! Sana bazı şeyler öğreteceğim. Allâh’ı gözet ki, Allah da seni gözetsin. Allâh’ı gözet ki, Allâh’ı daima yanında bulasın. Bir şey istediğinde Allah’tan iste. Yardıma muhtaç olduğunda Allah’tan yardım dile. Şunu bil ki, bütün insanlar sana fayda vermek için toplansa, Allâh’ın takdiri dışında sana fayda veremezler. Ve yine bütün insanlar sana zarar vermek için toplansa, Allâh’ın takdiri dışında sana hiçbir şeyde zarar veremezler. Bu konuda kalemler kaldırılmış, yazılar kurumuştur.” Tirmizi, Kıyamet 60.

Kutsal mekânların sevdirilmesinde de aynı yöntemi izlemeliyiz. Ama maalesef çocuklar camii de azıcık ses yapsınlar, yanlışlıkla birinin önünden geçsinler, caminin avlusunda koşuştursunlar, şadırvandaki su ile oynasınlar hemen çatılmış kaşlarla ve kınayan cümlelerle karşılaşırlar.

"Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir bağışta bulunmamıştır."Tirmizî, Birr, 3,Hadis no: 2018.

İslam dünyasının yetiştirdiği büyük sosyologlardan İbni Haldun, çocuğun eğitimine Kur’an’la başlanması konusunda şunları söyler:

“Çocuklara Kur’an talim etmek dinin şeairinden bir şiardır. Müslümanlar bunu esas alarak, bütün beldelerinde yaygın olarak Kur’an eğitimi yapmışlardır. Çünkü Kur’an ayetlerine ve hadislere dayanan İslam inancının kalplerde kökleşmesi, her şeyden önce bu şiara bağlıdır. Onun için Kur’an öğretimi esas haline gelmiş olup, daha sonra hasıl olan melekeler bu esas üzerine bina edilmiştir. Bunun sebebi şudur: Küçüklerin eğitimi çok daha fazla köklü olup, daha sonraki yaşlarda alınan eğitim ve öğretime temel teşkil eder. Çünkü kalpler ve zihinler diğer melekelerin temelidir. Üzerine bina edilen şeyin tarzı ve durumu, temele bağlıdır.“

          “Kişinin (öldükten sonra) geride bıraktıklarının en hayırlısı şu üç şeydir: "Kendisine dua eden salih bir evlad, ecri kendisine ulaşan bir sadaka-i cariye, kendinden sonra amel edilen bir ilim.” Müslim, Vasiyyet 14; Ebû Dâvûd, Vasâya 14; Tirmizi, Ahkâm 36; Nesâî, Vasâyâ 8.

Çocuk ve gencin gruba uyum sağlamasında, gözlenen ibadetin olumlu etkisi vardır. Hz. Muhammed’in “namazlarınızın bazılarını evlerinizde kılınız ve oraları kabirlere çevirmeyiniz” Buharî, Salât, 52; Ebû Davud, Salât, 205.,“farz namazlar dışındaki namazların en faziletlisi evlerinizde kılınandır” Tirmizî, Salât, 331.şeklindeki tavsiyelerinin hikmetlerinden birisi; namazı evde kılmak suretiyle ev halkına örnek olmanın, camide kılarak da topluma örnek olmanın önemini vurgulamaktadır.

Sağlıklı bir din eğitimi almış; Yaratan’ını, kitabını ve peygamberini tanıyan iman ve ibadet neşesiyle büyüyen gençler, kesinlikle sapık akımlara kapılmazlar. Sigara, içki, kumar ve uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıklardan uzak dururlar. Allah’ın kesinlik olarak yasakladığı hırsızlık, yalan, hile, aldatma ve iftira gibi dinin haram kıldığı bütün kötü davranışlardan uzak dururlar.

Çocuklarımızın genç yaşlarda satanizm ve ateizm gibi birçok sapık akıma kapılmama- larını istiyorsak, onlara daha küçük yaşlardan itibaren dinlerini öğrenmeleri için gereken din eğitimini en güzel bir biçimde vermeliyiz. Aksi takdirde dînî eğitimden yoksun olarak yetişen gençler, manevî buhran içine düşmekte ve ruhlarında oluşan o boşluğu, günümüzde birçok gencin yaptığı gibi sapık akımlara kapılarak doldurmaya çalışırlar.

Maalesef günümüzde gençler; bir kısım film, gazete, dergi, televizyon ve benzeri iletişim vasıtalarıyla ahlâkî ve mânevî değerleri zedeleyici şekilde yönlendirilmektedirler.

Medyada sıkça gündeme getirilen ve âdeta özendirilen evlilik yerine, birlikte yaşama, birden fazla kişi ile birlikte olma, gece kulüpleri, aileden kopan gençlerin serüvenleri, giyim tarzları, çıplak pozlar, erotik ve müstehcen içerikli filimler ve teşhircilik gençlerin ahlâkî ve manevî değerleri üzerinde olumsuz etki yapmakta ve gençler bu alanlara yönlendirilmektedir.

Bu etki ve yönlendirmeler ile ailelerinden kaçan, eşinden ayrılan, çocuklarını terk eden, fuhuş ve uyuşturucu bataklığına düşen genç kızların varlığı bilinen ve görülen bir vakıa haline gelmiştir.

            Medyanın bu telkin ve yönlendirmeleriyle ahlâkî değerler aşınmakta, haramlar helal gibi telakki edilmektedir.  O halde yetkililerin, gençlerimizi bu türlü yanlış yönlendirmelerden kurtarmak için zaman kaybetmeden bir an önce gereken tedbirleri almaları gerekir.

Netice olarak diyebiliriz ki, insan hayatında gençlik çok önemli bir dönemdir. Çünkü insan, hayatını çoğunlukla bu dönemde öğrendiği bilgiler vasıtasıyla şekillendirir. İşte bu yüzden gençlik, çok kritik ve önemli bir dönemdir. Bu dönemin ihmal edilmesi ve iyi değerlendirilmemesi daha sonraki dönemlerin sıkıntılı geçmesine sebep olabilir. Gençler, bir milletin geleceğinişekillendirmektedirler. Geleceğinin aydınlık olmasını isteyen milletler, gençlerini iyi yetiştirmek zorundadır. Selem ve dua ile  Mustafa EROĞLU



Bu yazı 3805 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • FANTASTİK
    FANTASTİK
  • ATATÜRK
    ATATÜRK
  1. Bebişler
  2. Yurdum İnsanı
  3. FANTASTİK
  4. ATATÜRK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • 15 Temmuz Özel Fetö Terör Örgütü Eğitim Yapılanması
    15 Temmuz Özel Fetö Terör Örgütü Eğitim Yapılanması
  • SOSYAL MEDYA TERÖRİSTLERİNE DİKKAT!
    SOSYAL MEDYA TERÖRİSTLERİNE DİKKAT!
  • Türk usulü başarı yolları.
    Türk usulü başarı yolları.
  • Rol Gerçeğe mi Dönüyor? Dizilerdeki Şiddet
    Rol Gerçeğe mi Dönüyor? Dizilerdeki Şiddet
  • Konya Meram’dayız..
    Konya Meram’dayız..
  • AK Partili Külünk Yerlilik ve millilik büyük tehdit altında Eğitim
    AK Partili Külünk Yerlilik ve millilik büyük tehdit altında Eğitim
  1. 15 Temmuz Özel Fetö Terör Örgütü Eğitim Yapılanması
  2. SOSYAL MEDYA TERÖRİSTLERİNE DİKKAT!
  3. Türk usulü başarı yolları.
  4. Rol Gerçeğe mi Dönüyor? Dizilerdeki Şiddet
  5. Konya Meram’dayız..
  6. AK Partili Külünk Yerlilik ve millilik büyük tehdit altında Eğitim
VİDEO GALERİ
YUKARI